ETNİSİTE-KİMLİK

Mustafa TOMBULOĞLU
Yörtürk Kültür ve Sanat Dergisi (Ocak – Şubat 2013)

Türkiye Cumhuriyetinin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında aynı kadere ortak edildiği ülkelerin tamamı, yirminci asrın başında sınırları Batı emperyalizmi tarafından masa başında cetvelle çizilmiş ülkelerdir. Bizzat kendi iktidarı eliyle aynı sürece sokulan Türkiye Cumhuriyeti, söz konusu bu masa başı devletlerden farklı olarak kendi dinamikleri, gelenekleri, milli unsurlarıyla, aynı Batı emperyalizmine karşı var olmayı başarmış bir devlettir. Bu gerçeği, bilerek, büyük bir senaryoda aldıkları rol gereği görmezden gelenler, tarihten hak ettikleri cevabı da fazlasıyla alacaklardır.

Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin Ortadoğu’daki devlet tecrübeleri olan Selçuklu, Anadolu Türk Beylikleri ve Osmanlı birikiminin üzerinde her türlü bedeli ödeyerek kurulmuştur. Söz konusu bu tarihi süreç, Türk milletinin siyasal anlamda hazinesi olduğu gibi, kültürel anlamda da müktesebatının bir toplamı mahiyetindedir. Türk kültürü gittiği her coğrafyada devletleşebilmiştir. Bu durum ötekiyle olan münasebette tarihin erken dönemlerinden bu yana edinilen deneyimlerin, dini hoş görünün ve bir arada yaşama kültürünün zenginliğiyle ilgilidir. Türk kültürünün ayakta kalabilme dirayeti, bu deneyimlerle birleşerek Türk milletinin içerisinde huzur içerisinde yaşayabileceği devlet yapılarını her çağda ortaya koyabilmiştir. Hal böyleyken, bu siyasal ve kültürel müktesebatı yok sayarak Türkiye Cumhuriyetini, Irak, Suriye, Libya gibi ülkelerle aynı süreçlerin içine sokmak, aynı baharın rüzgarına teslim etmek, tarihe yapılmış en büyük haksızlık ve saygısızlıktır. Komşularındaki baharın çiçekleri sınırlarına bomba olarak düşüp, açlık ve namus derdine düşmüş kadın ve çocuklar şehirlerinde dolaşırken, Türkiye’yi etnik tartışmaların içine çekmek, yeni anayasa bahaneleriyle sistem değişikliği denemeleri yapmak ve İmralı adası üzerinden milletle dalga geçmek, Türk milletinin, özellikle son yüz yıldır bu coğrafyada ödediği bedelleri çöpe atmaktır. Ulus ve üniter devletin yapı bozum sürecinde toplumun zihin haritası yeniden şekillendirilmektedir. Bu çerçevede toplumsal şuura yerleşmiş olan birtakım esas kavramlar yerinden oynatılmaktadır. Ulus-millet, ulusalcılık-milliyetçilik, etnisite, ümmet gibi kavramlar üzerinden yapılan tartışmalar, toplumun bir kısmına ulus, bir kısmına millet, bir kısmına etnik unsur, bir kısmına da ümmet rolü biçmekten öteye geçmeyecektir. Bu süreç, oluşan bu kampların birbirleriyle önce zihinsel daha sonra da fizikî çatışmasını getirecektir. Bu senaryonun ortakları, Türk milletinin basiretini yok saymakta ve kitle iletişim araçlarını kullanarak ekran karşısına koydukları güdümlü sözcüleriyle Türklüğü ayaklar altına almaktadırlar. Ancak ayaklar altına alınan Türklük nezdinde, Türk milletinin, bugün bütün unsurlarıyla güvenlik ve huzur içerisinde yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bir anlamda Türkiye’de otuz yıldır silahla yapılamayan, siyaset eliyle yapılmaya çalışılmaktadır. Ancak her şeye rağmen unutulmaması gereken, bu coğrafyada Türk kültürünün ve Türk milletinin Osmanlı Devleti gibi koca bir imparatorluğun yıkılış tecrübesini yaşamış ve tarihe de bunun cevabını en iyi şekilde vermiş olmasıdır. Türk milletinin sinir uçlarında dolaşmaya çalışanların bu gerçeğin farkında olmaları gerekmektedir.